EVRİMCİLERE DOĞAL SELEKSİYON HAKKINDA NET CEVAPLAR-2

 

EVRİMCİLERİN "ÇAĞDIŞI EFENDİSİ" CHARLES DARWIN

Aktüel dergisinin ilavesi olarak 1999 yılında yayınlanan MILLENNIUM adlı derginin 9. sayısında, Charles Darwin'in hayat hikayesi kapak yapılmış ve Darwinizm'in bilimsel bir gerçek olduğunu öne süren bilim dışı iddialar dile getirilmiştir. Dergideki üsluba bakıldığında, yazarlarının ateizme inandıkları ve Darwinizm'i de bu nedenle benimsedikleri açıkça anlaşılmaktadır.

Elbette herkes dilediği gibi düşünmekte özgürdür. Ancak ateistler, Darwinizm'e dayanarak bilimin kendi taraflarında olduğunu iddia etmektedirler ki, bu çok büyük bir yanılgıdır. Çünkü, daha önce de belirttiğimiz gibi, artık bilim, evrim teorisini reddetmekte ve yaratılışı desteklemektedir.

Evrimcilerin "Tutucu" Fikirleri

Her an teknolojiden tıbba, biyolojiden arkeolojiye kadar birçok alanda sayısız gelişmenin gerçekleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Bilim, insanın genetik şifresini çözmek üzere kendisiyle yarışıyor, tıp alanında en acımasız hastalıklar bile çareye kavuşturuluyor. Tarih boyunca bilim hiçbir zaman bu kadar büyük bir hızla gelişim göstermemişti.

Ne var ki, bilim bu kadar hızla ilerlemesine ve insan hayatına sürekli bir yenilik getirmesine rağmen ülkemizde bazı kimseler hala "gerici", "bağnaz" ve "tutucu" diyebileceğimiz bir zihniyetle 19. yüzyılın (2 yüzyıl öncesinin) ilkel bilim anlayışı ile üretilmiş, bugün çocukların bile güldükleri teorilere sahip çıkmaya çalışıyorlar.

İşte, yukarıda belirttiğimiz Aktüel'in eki olarak verilen Millennium dergisinin 9. sayısında da bu tutum açıkça sergilendi. Derginin kapak konusu, bilimin çoktan tarihe gömdüğü evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin idi. Derginin Charles Darwin'e yaklaşımı ise son derece ilginçti. Yazıda Darwin'in ortaya attığı evrim teorisinin bilimsel hezimeti gizlenmiş ve Darwin sanki yüzyılın dehası gibi anlatılmış, övülerek göklere çıkartılmıştı.

Oysa "Türlerin Efendisi", "saygın bilim adamı" gibi sıfatlarla yüceltilen, ortaya attığı teori ile tüm karşıtlarına karşı direnen bir bilim adamı gibi lanse edilmeye çalışılan Darwin, aslında bilim tarihindeki en büyük yanılgının mimarıdır.

Darwin'in hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmayan teorisi, kendisinin de kabul ettiği gibi sadece bir "mantık yürütme"dir. Hatta, Darwin'in, kitabındaki "Teorinin Zorlukları" başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori birçok önemli soru karşısında çaresiz kalmıştır.

Yine de Darwin, teorisinin önündeki zorlukların gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların teorisini güçlendireceğini sanmıştır. Bunu da kitabında sık sık belirtmiştir. Ancak gelişen bilim, Darwin'in umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını birer birer dayanaksız bırakmıştır. Öyle ki evrim teorisi bugün, lehinde yürütülen tüm propagandalara rağmen, Avustralyalı moleküler biyolog Michael Denton'ın Evolution: A Theory in Crisis adlı kitabında vurguladığı gibi "kriz içinde bir teori"dir.1 

Michael Denton'a göre, evrim teorisi, özellikle moleküler biyolojinin ortaya koyduğu kanıtlar karşısında kriz içindedir.
Darwinizm'in bilim karşısındaki yenilgisi, üç temel başlıkta özetlenebilir:

1) Teori, hayatın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını asla açıklayamamaktadır. Darwin'in basit bir su haznesi sandığı tek bir canlı hücresinin bile, rastlantılar ve doğal süreçlerle oluşması imkansız olan kusursuz bir yaratılışa sahip olduğu günümüzde görülmüştür.

2) Teorinin öne sürdüğü "evrim mekanizmaları"nın, gerçekte evrimleştirici bir etkiye sahip olduğunu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. Mutasyonlar canlıları sadece tahrip eder, doğal seleksiyon ise yeni organlar ve özellikler oluşturmasına neden olmaz.

3) Fosil kayıtları, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktadır. Canlı türleri Darwin'in iddia ettiği gibi çok sayıda "ara form"un arka arkaya gelmesiyle değil, bir anda ve kursuzsuz yapılarıyla yeryüzünde ortaya çıkmışlardır.

Kısacası, evrim teorisinin iddialarını destekleyebilecek hiçbir bilimsel bulgu yoktur. Darwin, 19. yüzyılın ilkel bilim düzeyi içinde düşündüğü için yanılmış, ve bilgisizliğin verdiği bir cesaretle hayali bir senaryo geliştirmiştir. Ama bilimin ilerlemesiyle birlikte bu senaryo açıkça çökmüştür.

Aktüel Dergisi Evrim Propagandası Yaparken Bilimsel Bir Delil Sunmamıştır

Tüm bu gerçeklere rağmen, Aktüel'in bir ilavesi olan söz konusu Millenium dergisinde, evrim teorisinin "oldukça elle tutulur kanıtlara" dayandığı yanılgısı öne sürülmüştür. Peki acaba bu kanıtlar nedir? Derginin sayfalarına baktığımızda, bu konuda sadece Darwin'in Galapagos adalarında gözlemlediği farklı ispinoz türlerinden söz edildiği görülmektedir. Bunun dışında yazılanların tümü, Darwin'in hayat hikayesiyle ilgili duygusal yorumlardan ibarettir.

Galapagos adalarındaki ispinoz türleri, evrimci kaynakların 140 yıldır dillerinden düşürmedikleri bir konudur. Darwin, bu adalardaki ispinoz topluluklarının farklı gaga yapılarına sahip olduklarını gözlemlemiş, bu gaga yapılarının zaman içinde oluşan bir çeşitlenme olduğu sonucuna varmış, sonra da bunu teorisi lehinde bir delil sanmıştır.

Oysa son 20 yılın araştırmaları, ispinozlarda ya da benzeri örneklerde "çeşitlenme" olgularının, evrim teorisine hiçbir delil oluşturmadığını göstermektedir. Dahası, canlı türleri arasındaki "çeşitlenme" örneklerinin evrime kesinlikle bir delil olmadığı bugün dünyanın en önde gelen evrimci otoriteleri tarafından da kabul edilmektedir. Yani yeryüzündeki hiçbir canlı Darwin'in iddia ettiği "çeşitlenme" yoluyla meydana gelmemiştir. Allah tüm canlıları, sahip oldukları kusursuz özelliklerle birlikte yaratmıştır.

Darwin'in Varyasyon Örnekleri


Darwin'in İspinozları
Darwin'in dar görüşlü çıkarımlarından biri de ispinozlarla ilgilidir. İspinonaz gagalarındaki varyasyonu gözlemleyen Darwin, bu örnekte gözlemlediği çeşitlenme olgusu ile tüm bir canlılığın kökenini açıklayabileceğini sanmıştır. Gerçekte, varyasyon tür sınırları içinde kalır ve bir "evrim" oluşturmaz.

Darwin, 1859 yılında Türlerin Kökeni'ni yayınladığında, canlılığın olağanüstü çeşitliliğini açıklayan bir teori ortaya attığını düşünüyordu.
Bir canlı türü içinde doğal çeşitlenmeler (varyasyonlar) olduğunu gözlemlemişti. Az önce belirttiğimiz ispinozlar örneği, bu gözlemlerin ilkiydi. Daha sonraki yıllarda İngiltere'deki hayvan pazarlarını gezerken, ineklerin çok farklı cinsleri bulunduğunu, havyan yetiştiricilerinin de bunları seçici bir biçimde çifleştirerek yeni cinsler türettiklerini izlemişti. Bundan yola çıkarak da, "canlılar doğal olarak kendi içlerinde çeşitlenebiliyorlar, demek ki uzun zaman dilimleri içinde bütün canlılık tek bir ortak atadan gelmiş olabilir" şeklinde bir mantık yürütmüştü.

Oysa Darwin'in "türlerin kökeni" hakkında ortaya attığı bu varsayım, gerçekte türlerin kökenini hiçbir şekilde açıklamıyordu. Genetik biliminin gelişmesiyle birlikte, bir canlı türü içindeki çeşitlenmenin hiçbir zaman yeni bir tür oluşumuna yol açmayacağı anlaşıldı. Darwin'in "evrim" sandığı olgu, gerçekte "varyasyon"du.

Evrim ile Varyasyon Arasındaki Fark

Varyasyon, genetik biliminde kullanılan bir terimdir ve "çeşitlenme" demektir. Bu genetik olay, bir canlı türünün içindeki bireylerin ya da grupların, birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmasına neden olur. Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır.

Varyasyon evrime delil oluşturmaz, çünkü varyasyon, zaten var olan genetik bilginin farklı eşleşmelerinin ortaya çıkmasından ibarettir ve genetik bilgiye yeni bir özellik kazandırmaz. Evrim teorisi için önemli olan ise, yepyeni bir tür oluşturacak yepyeni bir bilginin nasıl ortaya çıkabileceği sorusudur.

Varyasyon her zaman genetik bilginin sınırları içinde olur. Genetik biliminde söz konusu sınıra "gen havuzu" denir. Bir canlı türünün gen havuzunda bulunan bütün özellikler, varyasyon sayesinde çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir.

Örneğin varyasyon sonucunda, bir sürüngen türünün içinde diğerine göre biraz daha uzun kuyruklu ya da biraz daha kısa ayaklı cinsler ortaya çıkabilir, çünkü kısa ayak bilgisi de, uzun ayak bilgisi de sürüngenlerin gen havuzunda vardır. Ama varyasyon sürüngenlere kanat takıp, tüy ekleyip, metabolizmalarını değiştirip onları kuşa dönüştüremez. Çünkü bu tür bir dönüşüm canlının genetik bilgisinde bir artış olmasını gerektirir, fakat varyasyonlarda böyle bir durum söz konusu değildir.

Darwin, teorisini ortaya attığında işte bu gerçeğin farkında değildi. Varyasyonların bir sınırı olmadığını sanıyordu. 1844'te yazdığı bir yazısında, "çoğu yazar doğadaki varyasyonun bir sınırı olduğunu kabul ediyor, ama ben bu düşüncenin dayandığı tek bir somut neden bile göremiyorum"2  demişti. Türlerin Kökeni'nde de az önce sözünü ettiğimiz ispinozlar, inekler gibi varyasyon örneklerini teorisinin sözde en büyük delili gibi göstermişti. Darwin'in, bu "sınırsız değişim" fikrini en iyi ifade eden ise, Türlerin Kökeni'nde yazdığı şu cümleydi:

Bir ayı cinsinin doğal seleksiyon yoluyla giderek daha fazla suda yaşamaya uygun özellikler elde etmesinde, giderek daha büyük ağızlara sahip olmasında ve sonunda bu canlının dev bir balinaya dönüşmesinde hiçbir zorluk göremiyorum.3

De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(Fatır Suresi, 40)

Darwin'in bu denli hayali örnekler vermesinin nedeni, içinde yaşadığı yüzyılın ilkel bilim anlayışıydı. 20. yüzyıl bilimi ise, canlılar üzerinde yapılan benzeri deneyler sonucunda "genetik değişmezlik" (genetik homoestatis) denilen bir ilkeyi ortaya çıkardı. Bu ilke, bir canlı türünü değiştirmek için yapılan tüm eşleştirme (farklı varyasyon oluşturma) çabalarının sonuçsuz kaldığını, canlı türleri arasında aşılmaz duvarlar olduğunu ortaya koyuyordu. Yani farklı inek varyasyonlarını çiftleştiren hayvan yetiştiricilerinin sonunda inekleri başka bir türe dönüştürmeleri, kesinlikle mümkün değildi.